Sevilin sex mceraları

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Gözlerimi kırpıştırarak açtığımda, Songül mor bir bornoz ve saçına sardığı havlu ile karşımda durmuş bana sesleniyordu. Songül, “Kalk hadi!” Deyince ister istemez kalkıp banyoya gittim. Soğuk bir duşun ardından dolaptan yeşil bir bornoz giyip çıktım. Salondan televizyon seslerini duyup oraya gidecektim ki, yatak odasından telefonumun sesini duydum. Telefonu arayan kişi; “Malzemeci 2” idi. Tabii, bu kişi Elif’ten başkası değil… Olurda bu süzme mal, beni ararsa en azından güzel bir yalan olur ve Songül de telefona cevap vermez diyerek yapmıştım. Aramayı reddedip mesaj attım, “Sende sike sürülecek akıl yok ki! Ne yarak yemeye arıyorsun lan?! Ben seni aramadan ne mesaj at, ne de beni ara!” Telefonu yatağa kaldırıp atmadan önce kapattım. Olur ya amınakoyayım… Bu sözlerim Elif’i benden soğutmayacak aksine, daha da muhtaç hale gelecekti. (Çünkü; Seven sikilir, siken sevilir. Hayatın anahtarıdır bu söz. Amına koyacaksın. İş bundan ibaret!) sivrihisar escort Elif’e söylene söylene salona girdim. Songül köşem koltuğun üzerinde kivi yerken, kafasını televizyondan çekip bana baktı. Göz kırpıp büyük cam pencerenin önüne geçtim. Oldukça güzel bir manzaraya sahipti Songül’ün evi. Tam inşaatın temelini görüyorduk, daha ne olsun? Pencerenin kolunu sağa çevirerek, pencereyi açmam ile Songül’den, “Açma yaa, hep toz oluyor!” İtirazı geldi. İçimden, ‘Sanki evi temizlediğin var amına koyayım! Tutuyorsun bir temizlikçi kadın yapıyor zaten?’ Diye geçirerek camı kapadım. Songül bakışlarını üzerime dikmiş, sorgular şekilde bakıyordu. Songül; Bir sıkıntı mı var? Elif’i söyleyemezdim, aklıma siki sivri Mert geldi. Songül’ün dizine yatıp, elini dudaklarıma götürdüm. eskişehir sınırsız escort Ben; Ben çok adi bir insanım, Mert… Songül; Salaksın ya, yemin ederim salaksın. Diyerek gülmeye başladı. (Hassiktir, sike sike karıyı da bize benzettik aq!) Gülmesi bitince, beni dizlerinden kaldırıp, “Hastaneden bilgi aldım, Mert’e uygun kan bulunup, ameliyathaneye almışlar. Çok şükür durumu da iyiymiş. Deyince ben sevinçle kendimi Songül’ün kollarına attım. Kafamı omzuna atınca, saçma sikilik gülümsememin yerini öfke aldı. ‘Hayır niye ölmezsin orospu çocuğu? Yaşayıp ne bok yiyeceksin, geber de babanın malını, mülkünü hatta karısını sikeyim amın evladı!’ Bu düşüncelerden sıyrılıp, Songül’ün yanağını öptüm. Anında karşılık verirken, “Kalk gezelim Kuzey, hatta pikniğe gidelim. (Evet ya piknik ya, ne kadar yaratıcı aq? Ulan zaten, Sıcak-soğuk Termal Kaplıcaları ve Paşabahçe’den başka neresi var? Unutmadan; Kurtderesi çıktı son zamanlarda.) Ben; Aklımı okudun kadınım, ben de tam kafayı dinleyecek bir yer arıyordum. Hazır sen de boşken gidelim. Songül iki parmağı ile burnumu çekip bırakırken, “Ben kocamın aklını bilmez miyim?” Diyerek odadan çıktı. ‘Senin okuyacağın aklı sikeyim!’ Aradan 15-20 dakika sonra çıkınca. Diz kapağına gelen sarı bir etek, ve ona eşlik eden sarı renkte, belden bağlamalı bir sıfır kollu giymişti. Kafasında ve her iki bileğin de kırmızı aksesuar dururken, ben yavaş adımlarla yanına ilerleyip, açıkta kalan beline dokunmaya başladım. escort eskişehir“Hatun, banyodan daha yeni çıktım. Senin yaptığın ne şimdi? Doluya koysam almaz, boşa koysam dolmaz.” Sözlerim, Songül’ün yanaklarını kızartınca, elimi yanağına ters şekilde koyup okşamaya başladım, “En güzeldi de ne biliyor musun?” O ânâ kadar tepkisiz duran Songül, elini elimin üstüne koyup, gözleriyle “Ne?” Dercesine bakıyordu. Dudaklarımla, çenesinden ve burnundan öptükten sonra kulağına eğilip, “Bu okşadığım, sevdiğim yerin bir zaman sonra evladımızın tekmeleriyle dolacağı an, en güzelidir. Kadınım, Songül’üm, En büyük varlığım… omzundan öperek geriye çekildim. Songül söylediğim sözün etkisinde kalarak, eli ile sürekli karnını okşayıp gülümsüyordu. Ben ona bakarken, bir anda kollarını açıp bana sarıldı. “Ben… şey…” Böyle tepki vermesine gülerken, “Evet, seni dinliyorum aşkım? Sen, şey… devamı yok mu?” Songül bana sarılmayı sürdürürken, “Kuzey ben aileme hiç bahsetmedim ki bizden, yani fırsat bulamadım… İzmir de yaşıyorlar. Ben şimdi hamile kalırsam…” Ben kollarım sırtında, Songül’ü dinliyordum. Songül, ben tepki vermeyince sarılmayı bırakıp, bir şey söylememi ister gibi suratıma bakıyordu. Kafasını ellerimin içine alıp, “O zaman ben de seninle İzmir’e gider, anandan, babandan izin alır seninle evlenirim.” Diyerek dudaklarına yapıştım. İlkin tepki vermese de dayanamayıp bana katılınca, basit öpüşmemiz bir anda çok ateşli bir sevişmeye dönüştü. Songül’ün giydiği sıfır kolluyu çıkarıp, süt rengi sütyenine saldırdım. Dimdik göğüslerini sütyen üzerinden ezip, mıncıklıyor daha sonra diğerine geçiyordum. Songül rahatsız olmuş olacaktı ki, ellerini arkaya atıp sütyenin kopçasını açtı. Kopça açılınca sütyeni hızla kaldırıp koltuğa attım. Daha sonra sağ memesini ağzıma alıp emmeye başladığımda Songül’den çok derin bir “Imhhhh” iniltisi yükseldi. Ben göğsünü emerken, Songül de saçlarımı okşuyordu. Bir an ağzımı memesinden çekince, kafamı kaldırıp Songül’e baktım. Ela gözleri irileşmiş, hayran hayran bana bakıyordu. Bana öyle baktığını görünce gülümsedim, gülümsememe anında karşılık verirken, “26 yaşımda bebeğim olacak…” Tam cevap vereceğim sırada Songül’ün telefonu çaldı. Telefonun sesini duyunca, sanki izin ister gibi gözlerime baktı. “Git bak aşkım, acil bir durum falansa…” Cevabımın ardından kafasını sallayıp, koltuğun üzerindeki telefonu aldı ve açtı. 3-4 dakika boyunca “Olur, tabi, tekim. Şeklinde ki konuşması bitince, arkasından yaklaşıp, sıkıca belinden sarıldım. Konuşmanın etkisi ile hafif sönmüş sikimi, Songül’ün kalçasına yapıştırdım. Yavaş şekilde kerkinirken, Songül’ün “Elif gelecek Kuzey.” Cümlesi ile moralim hepten siki yemişti. Mert ölmedi, Songül’ü sikemedim. Yetmedi şimdi bir de Elif’in gelecek olması… Ben; Nereden çıktı bu?! Songül; Yapmamız gereken ortak bir evrak işi vardı. Hazır ikimiz de boşken yapalım dedi… Ben; Sen şuan boş musun ki? Songül; Kuzey, önemli olmasa… Senin de, Elif’in de taa amına koyayım ben! Ben; Ben gideyim o zaman? Tabi izin vermedi. Kahvaltı yapacağız falan derken, hazırlanıp Elif’i bekledik. 10 dakika sonra kapı çalınca, Songül’ün dudaklarından öperek ayağa kalktım. Uzun koridorun sonuna geldiğimde, kapıyı açtım. Elif, üzerinde mavi çiçekleri olan, V yakalı kırmızı bir bluz ve krem renkli topuklu ayakkabı giymiş, sağ elinde ise telefonunu tutuyordu. Beni görünce yüzündeki somurtkan ifade hızla giderek, yerine kocaman bir gülümseme yerleştirdi. Karşılık olarak ben de gülünce kapının eşiğinden girip dudaklarıma ufak bir öpücük bıraktı. Geriye çekilip sorgular şekilde bakınca, belinden tutarak ayakkabı dolabının iç bölümüne sıkıştırdım. Dudaklarını ısırıp bırakırken, göğsüm ile göğüslerini eziyordum. Nefeslerimiz tükenene kadar öpüşünce geriye çekilip Elif’i izlemeye başladım. Küçücük burnu ve gözleri, yüz hatlarına inanılmaz yakışıyordu. Elif; “Biliyorum… Çok küçük, aslında ben de sevmiyorum ama…” Deyince, ben de “Egonu mu tatmin ediyorsun, yoksa çok mu salaksın sen? Kızım, burnunu kesip yemek istiyorum. O kadar güzel ki…” Dedim. Sözlerim karşısında çocuk gibi sevinirken, Songül’ün sesi duyuldu. İkimiz de panikle toparlanıp içeri girdik. Önden ben, arkadan Elif gelirken Songül’ün yanına oturdum. Songül ayağa kalkıp Elifle sarılırken, Elif’in gözleri üzerimde takılı kaldı. (Duş aldıktan sonra kıyafetlerimi çamaşır makinesine atmıştım. Bu yüzden Songül’den pembe bir şort ve sarı bir t-shirt giymiştim. Tabi bunları yaparken yalnız olamaya dikkat ediyordum. Malum; Songül yaralarımı görürse götümden kan alırdı.) Elif gülmemek için dudaklarını Songül’ün omzuna bastırırken, karşılık olarak ben de sessizce gülüyordum. Sarılmaları bitince ayağa kalkıp elimi uzattım. Sert bir ses tonu ile, “Hoşgeldin” dedim. Elif’te aynı sertlikle, “Hoşbulduk” deyip elimi sıktı. Sıcak teni elimi yakarken, Songül’ün göremeyeceği şekilde avuç içimi, işaret parmağı ile kaşıdı. (Bilmeyenler için, bu hareket bildiğin “Sikişelim” demektir. Lisede Abdulkadir diye bir oğlan bana bu hareketi yapınca, suratına basmıştım yumruğu. Amına koduğumun piçi.) Karşılığında ben de elini kaşıdım. Songül şaşkınlık içinde bize bakarken, “Sen yokken konuştuk. Sen üzülmeyi hak etmiyorsun, bu yüzden artık birbirimize saygı duyacağız. En azından şimdilik…” Songül yanıma gelip yanağımı öperken, Elif yine somurtuyordu… Neyse kahvaltı yapmak için mutfağa geçtik. Sofrada kahvaltımızı yaparken Elif karşımda, Songül ise köşede oturuyordu. Songül, bana kendi elleri ile yedirirken, rahat edemeyip yanıma geçti. Tabi yanıma gelince ben rahat durmadım. Alttan bacaklarını okşarken, bal kutusuna doğru gittiğimde bacaklarını kırıyordu. En son izin vermeyeceğini anladığımda elimi çekip kahvaltı yapmaya devam ettim. Daha sonra Elif Songül’e, “Telefonun çalıyor galiba?” Deyince Songül yanımdan kalkıp salona gitti. Songül gidince Elif masada duran elimi tutarak, ” Tebrikler Kuzey” dedi. Tek kaşımı kaldırıp, “Ne hakkında” dedim. “İnsanları bu kadar güzel manipüle ettiğin için.” Diyerek tırnaklarını tuttuğu elime geçirdi. Ben, canım acımış gibi elimi geri çekmeye çalıştığımda sandalyeden kalkıp kucağıma oturdu. Tırnakları hâlâ elime batarken kulağımı dişleyip, “Senin gibi bir piçin, Songül’ü mahvetmesine izin vermeyeceğim!” Dedi. İçimden, “Kafayı yedi amın kızı!” Derken; Elif’in tırnaklarını batırdığı elini, sol elimle tutup yana çevirdim. Elif, acıyla yüzünü buruştururken, “Senin o elini koparır götüne sokarım! Songül, aklına yarrağı yiyince mi geldi? Benimle dik yürüme Elif. Sana yemin ediyorum değil seni, senin sülaleni sikerim! Diyerek Elif’in dudaklarına yapıştım. (Yatıştırıcı olarak düşünün. Her zaman işe yarar.) Elif tepki vermese de ben dudaklarını öpmeye devam ediyordum. Boşta kalan eli ile yüzümü okşarken, oltaya geldi koduğumun salağı diyerek geri çekildim. Ani bir hareketle üzerimden kalkıp sandalyesine oturdu. Kafasını yere dikmiş şekilde dururken yanına gidip ellerini tuttum. (Her zaman ki yaptığım gibi, “Sen güzelsin, seni istiyorum, yaptığımız iş yanlış olsada sana muhtacım şeklinde konuştum.) Tabi işe yaramaz mı? Elif yumuşarken dudaklarına öpücük kondurup, “Songül’e bakayım, nerede kaldı?” Dedim. İlk olarak yatak odasına girdiğimde sırtı bana dönük şekilde yatakta oturuyordu. Kapının zaten açık olması işime gelirken, arkasından ses çıkarmayacak şekilde yanına yaklaştım. Aramızda mesafe kalmadığında eğilerek boynunu öptüm. Songül değil tepki vermek, ses bile çıkarmayınca yanına oturdum. Yüzüne düşmüş saçlarını yana ayırıp kulak arkasına sıkıştırdığımda, ela gözleri büyümüş bana bakıyordu. “Yine ne bok yedim de seni üzdüm?” Diye sorduğumda, gözüm sıkıca tuttuğu telefona ilişti. Elimi uzatıp telefonu almaya çalıştığımda elini hızla çekip ayağa kalktı. Ellerini arkaya bağlamış şekilde ayakta dururken, “Ne yapmaya çalışıyorsun lan?! Ne var o telefonda?” Dedim ve ayağa kalkarak Songül’ü ayna ile aramda sıkıştırdım. Elimi arkaya atarak sertçe telefonu elinden çekip aldım. Telefonu açtığımda karşımda internet arama geçmişinden bir görüntü vardı. Benim telefonun interneti var ama açılmıyor ki amk? Ben de mecbur tatil için otellere, Songül’ün telefonundan bakmıştım. Telefonu kitleyip yatağın üzerine attım. Derin bir nefes alıp Songül’e döndüm. Ellerini yumruk yapmış şekilde dururken bu hali ister istemez gülememe yol açtı. Gülmeye başladığım gibi, Songül eliyle göğsüme sertçe bir yumruk atıp, “Sen bana söylemeden nereye gideceksin? Yâ telefonuma verilerinizi temizleyin uyarısı gelmese haberim olmayacak!” Dedi. Tabi omzuma Allah ne verdiyse vurduğu için, ister istemez elim omzuma gitti. (Eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdük.) Songül, “Çek elini oradan! Bu iki oldu, ne oldu senin omzunda?” Diyerek hızla yanıma gelip, omzumu yokladı. Sargıyı ben iki kat sardığım için, belli oluyordu. Songül de doktor olduğu için anlamaması mümkün değildi. Songül kafasını kaldırıp gözlerime baktı. (Bir insanın göz bebeği ancak bu kadar büyür.) “Çıkar, çıkar, çıkar!” Dedi ve t-shirt’ü üzerimden hızlıca çıkardı. Çıkardığı gibi, gözleri omzumda takılı kaldı. (Sen birde arkaya bak.) Daha sonra sanki içimi okumuş gibi sırtıma bakmaya gitti. İçimden ‘Şimdi yarrağı yedik!’ Derken, Songül “Kuzey bu ne!?” Şeklinde bağırarak kulağımı sikti. Ben soğukkanlı kalarak, “Ne, ne aşkım?” Dedim. Songül bu sefer önüme geçip, “Benimle dalga geçme, vallahi billah…” Cümlesini bitirmesine fırsat vermeden dudaklarına yapışıp öpmeye başladım. Ellerim ile de belinden tutarak, Songül’ü tam dudaklarıma denk gelecek şekilde havaya kaldırdım. Sırtını tekrar aynaya gelecek şekilde yasladığımda, Songül dudaklarını çekerek, “Sana kolunu veren bacağını kaptırıyor.” Dedi ve bu sefer Songül elleriyle yüzümü okşayıp, etine dolgun dudaklarıyla, burnumu öptü. Sonrasında daha da aşağı inerek dudak üstüme öpücük kondurdu. En sonda kafasını iyice iyice yakınlaştırıp, nefesini dudaklarıma verince, benden istem dışı bir inleme çıktı. Songül bana gülerken aşağı kalmamak için, beline sardığım sağ elimi çekip göğsünü sıktım. Bu sefer Songül inlerken sesi o kadar isterikti ki, dayanamayıp dudaklarına yapıştım. Bir taraftan dudaklarını kemirircesine öperken diğer taraftan memesini sıkıp bırakıyordum. Bir süre böyle devam ettikten sonra, Songül hızla elimden kayıp verdiği şortu çıkardı. (Bu hikâyeye başlamadan önce size BÜYÜLÜ BİR YARRAĞIM yok demiştim ya, ha onu unutun. Songül gibi utangaç bir kadın bile bunu yapıyorsa, benim yaram büyülüdür.) Zaten boxer olmadığı için, Songül’ün tangasını da giyemeyeceğimden, şortun altına birşey giyinmemiştim. Şort çıkar çıkmaz yarrağım Songül’ün suratına çarptığında güldü ve yarrağımı yavaş yavaş ağzına götürdü. Minicik bileği benim kalın, büyülü yarrağıma çok küçük gelse de, istifini bozmadan yalamaya devam ediyordu. Yarrağımı ancak yarıya kadar ağzına alıyor, daha sonra küçük ağzından çıkarken, “Pat-Pat” sesleri duyuluyordu. Gözlerini bana dikmiş bakarken, saksoya devam ediyordu. Boşta kalan ellerimle, saçıyla oynuyor ona “Mükemmelsin, beni çok mutlu ediyorsun, seni çok seviyorum.” şeklinde iltifatlar ediyordum. Sikimi biraz daha yalayıp, öptükten sonra saçlarından tutup geri çektim. “Ağzını kocaman aç aşkım!” Dedim. Songül, dediğimi yaptığında yarrağımı Songül’ün ağzına ittim. Ellerim ile de saçlarından tutup yavaşça ağzına git gel yapmaya başladım. Kalın yarrağım Songül’ün ağzını doldururken yarrağımın kafası, yanağında çukur etkisi yapıyordu. Songül, “Öğöğöğ” şeklinde boğuk boğuk sesler çıkarırken, ben hızlanmaya başladım. Sikimi her çıkardığımda Songül derin bir nefes alıyor, daha sonra tekrar yalıyordu. Artık epey hızlanmışken, ağzını am siker gibi sikiyordum. Songül’ün sesleri ve odadaki şapur şupur sesleri birbirine karışmıştı. Anın heyecanı ile kapıyı kapatmayı da unutmuştuk. Eğer mutfağın kapısı da açıksa ki, kesin açık. Orospu Elif dururmu? Songül’ü ani bir hareketle ayağa kaldırıp, dudaklarını öpmeye başladım. (Sekste sınır, iğrençlik olmaz değil mi? Yalnız, iğrençlik derken; gelip de ağzımıza sıçmasınlar aq.) Songül’ün dudaklarını öperken, bir taraftan da eteğini çekiştiriyordum. Dudaklarımı ayırıp, “Amını sikmeden bırakmam seni!” Dedim. Songül’ün ağzı salya ve tükürükten parlıyordu. Ben ne tepki vereceğini beklerken Songül, eteğini indirdi. Yüzümde piç gülüşü oluşurken, Songül de gülüyordu. Önce dudaklarına bir öpücük bırakıp, tangasına indim. Tam am dudaklarına gelen kısım ıslak iken, tangayı ağ tarafından çekerek çıkardım. İnce küçük bir çizgi gözükürken, elim ile ikiye ayırıp, etli am dudaklarını ortaya çıkardım. Dilimi değdirdiğimde derinden, “Imhhh” Şeklinde inledi. Daha sonra da cinsellikte ki en büyük hileyi kullandım. (Bildiğiniz gibi hem kadınlarda, hem de erkeklerde “G Noktası” dediğimiz bir olay var. Erkeklerde anüs bölgesinde bulunurken, kadınlarda klitorisin tam üstünde bulunur. Ki sürtünme sırasında değerek, kadını zevke getirsin. İşin hilesi; eğer kadını sizden önce boşaltmak istiyorsanız. İşaret ve orta parmağı birbirine paralel olacak şekilde getirin. Daha sonra vajinanın içine girdiğinde; bu iki parmağı tam klitorisin üzerine bastırın. Bu “G Noktası” her kadında aynı yerde değildir. Vajinanın biçimine göre farklılık gösterir. Mesale üzerinde değil de, biraz daha gerisinde gibi. Neyse işte noktayı bulduk. Bastırdık, gıdıklama dediğimiz olayı, orta ve işaret parmağı ile yapıyoruz. Ha yok, ben kadını zevkten öldüreceğim derseniz; aynı anda 4.parmak varya, adını unuttum aq. Onu da klitoris üzerinende kullanın. Sen nereden biliyorsun lan? Derseniz; Lisede ki psikopat öğretmişti. Artık kaç kişiyle sikiştiyse, 17 yaşında işin piri olmuştu. Bende işte o günden beri cinsel birliktelik yaptığım kişilerde uygulayarak öğrendim. 1000 kişiyle falan değil. Hayal kurmayın aq.) Songül’e hileli hareketi yaptığımda, elini ve tırnaklarını sırtıma geçirip kasılmaya başladı. Herhalde içeride Elif’in olduğunu unutmuş olacak ki, deli gibi bağırmaya inlemeye başladı. Tabi bende bu sırada uyarmaya hâlâ devam ediyorum. En sonunda Songül inlemeyi bırakıp, sırtını aynaya yaslayarak yere çöktü. Saçı başı dağılmış şekilde otururken, çenesinden öpüp kucakladım. Gözleri bana baygın halde bakarken, yatağa sırtüstü yatırıp, komidinin üzerinde ki kremi aldım. Kapağı açıp kremi, sikime ve Songül’ün göt deliğine sürmeye başladım. Zaten yarı baygın olduğu için, acı hissetmeyecekti. Kremleme işlemini bitirdim. sikimi göt deliğine sokacakken Songül, “Yap…ma, giiit.” Dedi. Onun bu sözlerine karşılık ben de, “Lan ben bu halde nereye gideyim? Sikerim senin zevkini! Amınakoduğum sen zevk alırken ben acı mı çekeceğim? Valla içeri gider Elif’i sikerim delirtme adamı!” Bu sözlerim hiç bir boka yaramazken, Songül’ün çoktan fişi çektiğini yaptığını anladım. İçimden; ‘Dur sen amınakoduğum, Elif’i sikeyim de gör kim gidiyor, kim kalıyor.’ Diye geçirdim. Zaten yaralarımı Songül gördüğü için artık üstüme birşey giyinmeye gerek yoktu. Odada bulunan mavi pikeyi üzerine örtüp, odadan dal taşak çıktım. Direk mutfağa gittiğimde kapı açık, Elif bulaşıkları toparlıyordu. Suyun sesinden beni farketmezken, kendi kendine şarkı mırıldanıyordu. Söylediği şarkının sözlerini ben devam ettirince dönmeye çalıştı. Tabi ben buna izin vermeden, kalkık yarrağım ile arkasına dayandım. Elimle suyu kapatıp, bluzu üzerinden memesini sıkmaya başladım. “Bu yarak Songül’e idi, sana kısmet oldu aşkım. Bakarsın; sen hamile kalıp bebeğimi doğurursun. Ben de seninle evlenirim.” Diyerek bluzunun fermuarını indirdim. Elif, cevap vermeden olan biteni anlamaya çalışıyordu. Nihayet bluzunu omuz kısmından çıkarıp, beline topladım. Yusyuvarlak kalçası, giydiği kırmızı bluz ve tangası ile mükemmel uyuşuyordu. Elimi göt yanağına atıp okşarken, “Songül uyuyor aşkım. Git benim güzel arkadaşımı hamile bırak, o sana daha güzel kadınlık yapar dedi.” Der demez beni sırtı ile iterek uzaklaştırdı. Ben gülerek karşılık verirken, Elif lavabonun üzerinde duran bıçağı alıp bana, “Seni birkez daha Songül’ün veya benim yanımda görürsem yemin ediyorum seni öldürürüm. Kuzey misin ne boksun!” Gözümü kısıp, “Orospunun yemini tutmaz aşkım. Bugün söz verir yarın göt.” Diyerek Elif’in suratına sertçe bir tokat vurdum. Tokadın şiddetiyle Elif yere düşerken, bıçağı hâlâ bırakmamıştı. Düştüğü gibi hızla kalkarken hafif sendelese de sandalyeye tutunup dengede durdu. Tek eliyle suratını tutarken, bıçağı doğrultup, diğer eline aldı. “Üzerime birkez daha gelirse, parmağını kırarım!” Dedim. Elif bana bakarken, üzerine gitmeye başladım. Aramızda çok az bir mesafe varken, Elif bıçağı yatay hala getitip, daha fazla gitmeme engel oldu. Elimi kaldırıp vurduğum yere bakmaya çalışırken, Elif elimi tutup indirdi. “Elif, çekil bakayım.” Deyip tekrar elimi uzattığımda, yeniden elimi tuttu. Hiç zaman kaybetmeden elini öpüp anlımı, anlına yasladım. Hiç durmadan alnını öperken, belinden tutup masaya oturttum. Hala elinde tutan bıçağını alıp yana koydum. Saçlarını arkaya atıp, vurduğum yere baktım. Hafif bir kızarıklık oluşmuştu. Yanağını öpüp tekrar kucakladım. Misafir odasına girip yatağın üzerine bıraktım. Yanına da ben uzandığımda, arkasını dönüp cenin pozisyonu aldı. Kafamı boynuna basıp, kolumu beline doladım. Boynuna minik minik öpücükler kondururken, “Ne oluyor sana? Bir bakıyorum bana aşık bir kadın. Sonra tekrar bakıyorum, o kadından eser yok. Sanki o değil de, onun kılığına bürünmüş başka biri var karşımda…” Şeklinde konuştukça konuştum. İki saat edebiyat parçalamanın sonrasında nihayet konuştu. “Kuzey, ben… ben de ne yaptığımı bilmiyorum. Senin yanında birini görünce dayanamıyorum… Ağlamaklı oluyorum hep, sen gidip Songül ile sevişiyorsun, daha sonra da benim yanıma geliyorsun. Beni kullanmıyorsun da ne yapıyorsun? Bak ben Songül ile tam 18 yıldır arkadaşım. O güzel, o mükemmel. Ben ise sürekli ikinci planda kalıyorum… Sürekli böyle oldu bu. Benim erkek arkadaşım sırf Songül ile yakınlaşmak için beni kullanıyordu Kuzey. Ben de saftım, insanlara ve onların sözlerine kanıyordum. Sırf bu yüzden, sadece benimle ilgilensin, sadece benim olsun diye ben bekâretimi verdim Kuzey… Ne uğruna? Beni siktikten sonra, Songül pas vermeyince gitti. Hem de ilk defa değil… Daha sonra zaten bekâretim gitti, kaybedecek neyim kaldı diyerek hareket ettim. Sevdim, sikildim ve bırakıldım. Ama hiç sevilmedim Kuzey. Sen bana hiç umut vermedin aslında. İlk başta söyledin direk. Duygusallık girmeyecek diye. Ama ben öyle değilim işte… Sürekli bana bağlı kalacak birini arıyorum ama yok. Kimse öyle değil Kuzey. Sen bile… Baksana; Songül’ü sevsen, neden benimle birlikte olasın ki? İşte bu yüzden, Songül de benim durumuma düşmesin diye sana kendimi feda ettim. Sanki işini yapan bir orospu gibi altına yattım senin. Yeter ki Songül benim düştüğüm duruma düşmesin…” Konuşmasını bitirdikten sonra elleri ile yüzünü kapatıp ağlamaya başladı. Ellerini indirip yanağına öpücük bıraktım. Gözleri ile beni süzerken, elinden tutup ayağa kaldırdım. Elif, “Nereye gidiyoruz?” Diye sorsada cevap vermeden ilerliyordum. Yatak odasına geldiğimde kapıyı yavaşça açtım. Elif’i öne getirip Songül’ü gösterdim. Songül yastığa sarılmış, uykusunda gülümsüyordu. Elif’in kulağına eğilip, “Songül’ü kullansam, böyle mutlu olabilir mi? Sen hayatında hiç bu kadar mutlu uyudum mu Elif? Saf mutluluk bu, sevdiğin insanla aranda kurduğun bağ.” Yanağını öpüp, pür dikkat Songül’e bakan Elif’in çenesinden çevirip, gözlerime diktim bakışlarını. “İşte ben sana bunu vaat ediyorum. Saf mutluluğu. Yık tabularını, kır zincirlerini. Hayatı yaşa Elif.” Dudaklarını öperken, “Benimle birlikte yaşa…” Dedim. Cevabını öğrenmek için geriye çekildim. Çekildiğim gibi, Elif dudaklarıma yapıştı. Ben de anında karşılık verirken Elif, “Söz ver. Bırakıp gitmeyeceksin, Songül’ü nasıl mutlu edip, onunla ilgileniyorsan benimle de öyle olacaksın.” (Hah işte. 2 saat yok beni siktiler, kullandılar, sevmediler yapacağına direk söyle amk?! Derdin yarak yemek işte.) Alnını öpüp, “Olmaz aşkım. Songül’e nasıl davranıyorsa sana da öyle davranmam. Çünkü sen Songül’den daha ateşlisin. Sana daha fazlası lazım.” dedim. Elif göğsümü öperken, “O zaman şansımızı zorlamayalım. Ben odaya gideyim, sen de Songül’ün yanına git.” Dedi. Ben de, “Tamam aşkım.” dedim ve odalara ayrıldık. Ben Songül’ün yanına yattığımda, artık iki tane sevip sikebileceğim karım var diyerek.Bir süre tavanı izledim. Ardından da kalkıp banyoya gittim. Burada bitirelim bölümü. Hepinizi seviyorum. <3

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın